Çay, dünya genelinde en çok tüketilen içeceklerden biridir. Sıcak ya da soğuk, sade ya da aromalı… Her kültürde farklı bir yeri olan çay, Türkiye’de ise adeta günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Sabah kahvaltısından akşam sohbetlerine kadar her anımıza eşlik eder.
Çayın anavatanı Çin olarak kabul edilir. Yüzyıllar önce keşfedilen çay, zamanla Asya’dan Avrupa’ya, oradan da tüm dünyaya yayılmıştır. Türkiye’de çayla tanışma ise Osmanlı’nın son dönemlerine dayanır; ancak çayın yaygınlaşması Cumhuriyet döneminde olmuştur.
Türkiye, dünyada kişi başına en fazla çay tüketilen ülkelerden biridir. İnce belli bardakta servis edilen siyah çay, Türk çay kültürünün simgesidir. Çay sadece bir içecek değil; misafirperverliğin, sohbetin ve paylaşımın da sembolüdür.
Türkiye’de çay denince akla gelen ilk şehir hiç şüphesiz Rize’dir. Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Rize, bol yağışlı iklimi ve verimli toprakları sayesinde çay tarımı için son derece uygundur.
Rize, yemyeşil dağları, sisli yaylaları ve coşkulu dereleriyle ünlüdür. Kaçkar Dağları, Ayder Yaylası ve Fırtına Deresi gibi doğal güzellikleriyle hem doğa turizmi hem de fotoğrafçılık açısından çok zengin bir şehirdir.
Türkiye’de üretilen çayın büyük bölümü Rize ve çevresinde yetiştirilir. Burada çay tarımı, sadece bir geçim kaynağı değil; aynı zamanda nesilden nesile aktarılan bir yaşam biçimidir. İlkbahardan sonbahara kadar süren çay hasadı, bölge halkı için oldukça önemlidir.
Rize mutfağı da en az doğası kadar özgündür. Muhlama (kuymak), kara lahana sarması ve hamsili pilav gibi yöresel lezzetler öne çıkar. Elbette bu yemeklerin yanında sıcak bir bardak Rize çayı eksik olmaz.
Çay, hem günlük hayatımızın küçük bir mutluluğu hem de köklü bir kültürün parçasıdır. Rize ise bu kültürün kalbinde yer alır. Bir bardak çay içerken aslında Rize’nin yağmurunu, toprağını ve emeğini de yudumlarız. Bu yüzden çay, sadece bir içecek değil; doğayla ve insanla kurulan özel bir bağdır. 🍃☕